Blog

Psikoloji ve ruh sağlığı üzerine yazılar.

İlişkilerde Tekrarlayan Örüntüler: Yineleme Zorlantısı ve Bilinçdışı Süreçler

İnsan ilişkilerinde karşılaştığımız pek çok dinamik, dışarıdan bakıldığında tamamen rastlantısal veya şanssızlık gibi görünse de, yakından incelediğimizde bu durumların sistematik ve bilinçdışı süreçlerin birer yansıması olduğu görülür. Bireylerin hayatlarına giren kişiler, yaşanan şehirler veya sosyal çevreler değişse dahi, kurulan romantik ilişkilerin benzer hayal kırıklıklarıyla, yıkımlarla veya tıkanıklıklarla sonuçlanması tesadüf olarak değerlendirilemez. İnsanın bilinçli zihni her ne kadar uyumlu, mutlu ve huzurlu bir ilişki arzuladığını iddia etse de, bilinçdışı zihin genellikle duygusal bir regülasyon ve "tanıdık" olana ulaşma arayışı içindedir. Bilinç ile bilinçdışı arasındaki bu çatışma, ilişkisel döngülerin temelini oluşturur.   İlişkilerde "Yineleme Zorlantısı" (Repetition Compulsion) Kavramı Neyi İfade Eder? Yineleme zorlantısı , bireyin geçmişte yaşadığı, genellikle çözümlenmemiş, travmatik nitelik taşıyan veya yoğun kaygı barındıran duygusal deneyimleri, yetişkinlik hayatında farklı kişiler ve bağlamlar üzerinden yeniden sahneleme eğilimi olarak tanımlanır. Birey, bu zorlantının etkisi altındayken, kendisine acı veren koşulları bilinçsizce adeta bir mıknatıs gibi hayatına çeker. Bu kavramı psikoloji literatürüne kazandıran Sigmund Freud , 1920 tarihli ‘ Haz İlkesinin Ötesinde’ adlı eserinde insan zihninin her zaman sanıldığı gibi salt ‘‘haz arayışı’’ veya ‘‘acıdan kaçınma’’ prensibiyle çalışmadığını aktarmıştır. Freud, çocukların oyunlarını gözlemlediğinde (Fort-Da oyunu; çocuğun annesinin gidişiyle başa çıkmak için bir makarayı uzağa atıp geri çekmesi), travmatik veya kaygı verici bir deneyim yaşayan zihnin, o anki çaresizliğini telafi etmek için aynı acı verici koşulları sembolik olarak yeniden yarattığını fark etmiştir. Yetişkinlikteki romantik ilişkilerde de mekanizma aynıdır. Buradaki temel bilinçdışı amaç, geçmişte çocukken pasif bir kurban olarak maruz kalınan travmayı, bugünkü sahnede aktif bir yönetmen olarak kontrol altına almak ve aşmaktır. Zihin, geçmişte çözemediği denklemi bugünkü partneri üzerinden çözmeye çalışır. Ancak bu süreç, çoğunlukla aynı yıkıcı sonucun tekrarıyla son bulur; çünkü sahneler, zaman ve oyuncular değişir, ancak bilinçdışında yazılan ve sahnelenen senaryo aynıdır.     Birey Neden "Mutlu ve Güvenli" Olanı Değil, "Tanıdık" Olanı Seçme Eğilimindedir? İnsan, evrimsel gelişim süreci gereği belirsizliği en büyük psikolojik tehditlerden birisi olarak algılamaya programlanmıştır. Bir durumun ‘‘kötü’’ olması, onun ‘‘belirsiz’’ olmasından daha az tehdit edicidir; çünkü bilinen kötülüğe karşı geliştirilmiş savunma mekanizmaları zaten mevcuttur. Erken çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilişki, bireyin sevgi, güven, aidiyet ve değerlilik kavramlarına dair ilk ‘‘bilişsel şemalarını’’ oluşturur. Eğer bir çocukluk döneminde sevgi; sürekli mücadele edilmesi gereken, soğuk, mesafeli, tahmin edilemez, fiziksel veya duygusal istismar barındıran, koşullu bir kavram olarak kodlandıysa, o çocuğun sinir sistemi bu kaotik ortamı yaşamın ‘‘normu’’ (normali) olarak kabul eder ve sinir sistemi bu kaos ortamında denge  kurmayı öğrenir. Yetişkinlikte şefkatli, sınırlarına saygı duyan, tutarlı ve güvenli bir partnerle karşılaşıldığında, bu durum travmatize olmuş zihin için son derece öngörülemez, aşırı sakin ve dolayısıyla ‘‘yabancı’’ kabul edilir. Güvenli ilişkide sürekli tetikte olmayı gerektiren adrenalin ve kortizol salınımı yoktur; bu durağanlık bireye ‘‘sıkıcı’’ veya ‘‘tutkusuz’’ gelir. Sonuç olarak birey, bilinçdışı bir yönelimle, acı verici olsa dahi hayatta kalma ve başa çıkma stratejilerini ezbere bildiği, nörobiyolojik olarak aşina olduğu o tanıdık kaosu ‘‘güvenli bir liman’’ olarak seçer.   Erken Dönem Bağlanma Figürleri ve Nesne İlişkileri Yetişkinlikteki Partner Seçimini Nasıl Şekillendirir? Yetişkinlikteki romantik partner seçimlerimiz, tek boyutlu bir süreç değildir. Nesne ilişkilerinin, bağlanma stillerinin ve içselleştirilmiş arketiplerin oldukça kompleks bir entegrasyonudur. Bu süreç şu temel psikolojik mekanizmalar üzerinden işler: Nesne İlişkileri ve İçselleştirilmiş Çatışmalar: Bebeklik dönemindeki birincil bakım veren (genellikle anne veya baba), bireyin ilk ‘‘bağlanma figürüdür’’ . Nesne İlişkileri Kuramı'na göre bebek, bu bağlanma figürüyle kurduğu dışsal etkileşimleri zihnine adeta bir fotoğraf gibi kopyalayarak içsel ‘‘nesne tasarımları’’ ve buna bağlı ‘‘kendilik tasarımları’’ oluşturur. Eğer bakım veren reddedici, tutarsız, aşırı eleştirel veya ulaşılamaz ise, çocuk zihninde ‘‘zalim/güvenilmez bir öteki nesne’’ ve buna karşılık ‘‘sevilmeye layık olmayan, kusurlu’’ bir kendilik tasarımı inşa eder. Yetişkinlikte romantik partner, bu erken dönem nesnesinin modern bir ikamesi (yerine geçeni) olarak aranır. Kişi, içselleştirdiği o kusurlu ve acı veren nesneye davranışsal olarak en çok benzeyen kişilere doğru güçlü bir psikolojik çekim hisseder. Bağlanma Stillerinin Dansı (Kaçıngan ve Kaygılı Döngü): John Bowlby ve Mary Ainsworth 'ün geliştirdiği Bağlanma Kuramı'na göre, ilişkilerde en sık görülen yineleme zorlantılarından biri ‘‘Kaygılı-Kaçıngan Bağlanma’’ dır. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler (terk edilme korkusu yüksek olanlar), bilinçdışı bir radarla Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyleri (yakınlıktan boğulan, mesafeli kişiler) bulurlar. Bu, her iki tarafın da kendi temel çocukluk yaralarını birbirleri üzerinden tetikledikleri "tanıdık" ve yıkıcı bir danstır. Arketipsel Yansımalar, Projeksiyon ve İmago: Carl Gustav Jung 'un Analitik Psikoloji yaklaşımı bu tabloya daha kolektif ve derinlikli bir katman ekler. Jung'a göre partner seçimlerimizde ‘‘Gölge’’ ve ‘‘Anima/Animus’’ arketipleri aktif olarak devrededir. Zihnimizdeki erken dönem ebeveyn imgeleri (İmago) ile kendi içimizde bastırdığımız, utandığımız, sosyal olarak kabul etmediğimiz veya yaşamaktan korktuğumuz psikolojik özelliklerimiz (Gölge) birleşerek bilinçdışı bir ideal eş şablonu yaratır. Örneğin, kendi içindeki zayıflığı veya bağımlılık ihtiyacını kesinlikle reddeden (Gölge'ye iten) ve otoriter bir bağlanma figürüyle büyüyen biri, sürekli kurtarılması gereken, bağımlı, zayıf partnerleri veya kendisini kontrol edecek diktatör eğilimli partnerleri hayatına çekebilir. Kişi, kendi yaşayamadığı yönünü partnerine "yansıtır" (projeksiyon). Buradaki temel bilinçdışı motivasyonlar şu şekilde özetlenebilir:  Bağlanma ve Nesne Telafisi: ‘‘Geçmişte beni sevmeyen, duygusal ihtiyaçlarımı karşılamayan bağlanma figürümü temsil eden bu yeni nesneyi (partneri) beni sevmeye ikna edebilirsem, çocukluktaki kusurlu kendilik inancımı onaracağım ve nihayet sevilmeye layık olduğumu kanıtlayacağım.’’  Jungiyen Bütünleşme: ‘‘Kendi içimde eksik bıraktığım, bastırdığım veya yüzleşmekten korktuğum o karanlık yönü, partnerim üzerinden dolaylı olarak yaşayarak ruhsal bir dengelenmeye (individuasyon) ulaşacağım.’’   Geçmişteki Hangi Çözülmemiş Çatışmaların Tekrar Sahnelendiği Nasıl Tespit Edilebilir? Bilinçdışının bu sembolik ve şifreli dilini çözmek, bireyin kendi ilişkisel örüntülerine dair acımasızca dürüst ve derinlemesine bir içgörü geliştirmesini gerektirir. Şu analitik başlıklar, sahnelenen çatışmanın kökenini bulmada bireylere güçlü bir yol haritası sunar: Aşırı Tepkilerin ve Tetiklenmelerin (Trigger) Analizi: Jung, bir başkasında bizi aşırı derecede rahatsız eden, öfkelendiren veya tam tersine bize mantıksız düzeyde çekici gelen her şeyin, kendi iç dünyamızı ve bastırılmış yönlerimizi anlamak için bir ayna (projeksiyon yüzeyi) olduğunu söyler. Partnerinizin hangi spesifik davranışı (örneğin mesajlara geç dönmesi, bir eleştirisi, sessiz kalması) size rasyonel ölçüleri aşan, orantısız bir acı veya öfke veriyor? Bu orantısızlık, yaranın o ana değil, geçmişe ait olduğunu gösterir. Temel Duygunun İzolasyonu: Yaşadığınız tüm ilişkiler bittiğinde, geriye tortu olarak kalan o sabit ve değişmez çekirdek duygu nedir? (Sürekli yetersiz hissetmek mi? Sınırlarınızın ihlal edildiği hissi mi? Görünmez ve yok sayılmışlık hissi mi? Yoksa terk edilip bir kenara atılma korkusu mu?)  Aktarım ve Tarihsel İz Sürme: İlişkide hissedilen bu spesifik çekirdek duygu, yaşamın erken dönemlerinde kronolojik olarak ilk defa hangi bağlanma figürüyle (anne, baba, bakım veren akraba veya erken bir otorite) deneyimlenmiştir? Bugünkü partnerinizin size hissettirdiği duygusal atmosfer, geçmişteki hangi figürün yarattığı atmosferle birebir aynıdır?   Bu Döngüsel Örüntüleri Kırmak ve Sağlıklı İlişkiler İnşa Etmek İçin Hangi Adımlar İzlenmelidir? Bilinçdışı döngüler ve yineleme zorlantısı, üzerine çalışılamaz ve kırılamaz bir kader değildir. Nöroplastisite (beynin değişebilme yeteneği) ve psikoterapi sayesinde bu süreç yeniden yazılabilir. Freud'un deyimiyle zihin; Hatırlama, Tekrar Etme ve Derinlemesine Çalışma (Working-Through) evrelerinden geçerek iyileşir. Döngüleri kırmak için şu adımlar kritik öneme sahiptir:   1. Gözlemlemek ve Farkındalık: Değişimin ilk koşulu, örüntünün farkına varmaktır. Sürekli ‘‘yanlış insanları buluyorum’’ veya ‘‘hep benim başıma geliyor’’ şeklindeki kurban psikolojisinden çıkılarak, ‘‘Ben bu kişileri hangi yaramla hayatıma çekiyorum?’’ sorusunun sorumluluğu alınmalıdır. Kişi, karşı tarafı ve dünyayı değiştirme fantezisinden vazgeçip, kendi içsel seçim mekanizmasına odaklanmalıdır. 2. Dürtüsel Çekimi ve "Kelebekler Uçuşma" Hissini Yeniden Değerlendirme: Kişinin birine karşı ilk tanışmada aniden hissettiği o mantıksız, aşırı yoğun çekim, midede kelebeklerin uçuşması hissi, popüler kültürün aksine çoğu zaman ruhsal bir uyumun veya ruh eşini bulmanın işareti değildir. Bu his, genellikle tanıdık bir travma şemasının, yineleme zorlantısının ve sinir sisteminin "tehdidi/eski nesneyi tanıdım" alarmının çalmasıdır. Bu yoğunluk hissedildiğinde, ani kararlar almak yerine duraklamak, ilişkiyi yavaşlatmak ve ‘‘Bana çekici gelen şeyin ne kadarı gerçek, ne kadarı benim geçmişimin yansıması?’’ diye sorgulamak gerekir. 3. Profesyonel Psikolojik Destek Süreci : Jung'un ‘ ‘Bireyleşme’’ (Individuation) dediği, kişinin kendi gölgeleriyle yüzleşip bütünleştiği; nesne ilişkilerinin ve bilişsel şemaların yeniden yapılandırıldığı bu süreç, bireyin tek başına yürütebilmesi oldukça zor ve dirençlerle dolu bir yoldur. Bilişsel ve Dinamik yönelimlerin kullanıldığı, profesyonel bir süreç; bilinçdışı tekrarları bilinç düzeyine çıkarmak, çarpık kendilik ve nesne tasarımlarını yeniden yapılandırmak için esastır.  Kaynakça: Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation . Erlbaum. Bowlby, J. (1988). Güvenli bir üs: Bağlanma kuramının klinik uygulamaları (S. Ç. Büyükdoğru, Çev.). Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları. Chu, J. A. (1991). The repetition compulsion revisited: Reliving dissociated trauma. Psychotherapy: Theory, Research, Practice, Training, 28 (3), 327-332. Dattilio, F. M. (2005). The role of cognitive schemas in couple therapy. Journal of Cognitive Psychotherapy, 19 (3), 239-247. Freud, S. (1914). Hatırlama, tekrar etme ve derinlemesine çalışma (M. A. Kılıçbay, Çev.). Metis Yayınları. Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52 (3), 511-524. Kalsched, D. (1996). The inner world of trauma: Archetypal defenses of the personal spirit . Routledge. Levy, K. N. (2005). The implications of attachment theory and research for understanding borderline personality disorder. Development and Psychopathology, 17 (4), 959-986. Slade, A. (1999). Attachment theory and research: Implications for the theory and practice of individual psychotherapy with adults. Psychoanalytic Inquiry, 19 (5), 805-827. Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Şema terapi: Pratisyenin rehberi (T. V. Soylu, Çev.). Litera Yayıncılık.

Devamını oku
WhatsAppTel